Pazartesi, 28 Eylül 2020
.
.
Güncel

Uluslararası Göçmenler Günü Ve Göçmen Sorunu

Ülkemizin de önemli sorunlarından olan göçmen sorununun bugünü ve yarınına ilişkin Üniversitemiz Dr. Öğretim Üyesi Ayşegül Gökalp Kutlu önemli açıklamalarda bulundu.

Tarih
Uluslararası Göçmenler Günü Ve Göçmen Sorunu

1. Uluslararası Göçmenler Günü Nedir?

Dünya çapındaki göçmenlerin, sığınmacıların, mültecilerin ve yerinden edilmiş insanların yaşadıkları ekonomik, sosyal, siyasi, psikolojik ve hukuksal sorunlarının vurgulandığı 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü, Birleşmiş Milletler tarafından resmi olarak 2001 yılında kabul edilmiştir. 18 Aralık aslında uluslararası toplumun göçmen haklarını tanıdığı gündür, çünkü 18 Aralık 1990 tarihinde BM Genel Kurulu’nda Uluslararası Göçmen İşçiler ve Ailelerinin Haklarını Koruma Konvansiyonu imzalanmıştır. Bu gün, göçmenlerin de evrensel insan haklarına saygı duyulması gerektiğini hatırlamak açısından oldukça önemlidir.
2. Göçmenlerin insan haklarına saygı duyulmuyor mu?
Mülteci, sığınmacı, göçmen olmak her zaman zordur; yeni ülkedeki yaşam mücadeleler üzerine kurulmuştur. Bu güçlükler göçmenlerin gidecekleri ülkeye başlamadan başlar. İnsanlar ülkelerindeki yaygın insan hakkı ihlallerinden ya da savaşlardan kaçarken, gitmek istedikleri ülkeler de sınır güvenliklerini kontrol altına almak ve göç akışını kontrol etmek için bir çok yasa çıkarmakta, kontrolleri artırmaktadır. Artan sınır güvenliği için en çarpıcı örnekler olarak Suriye göçmen krizinden sonra Macaristan ve Slovenya’yı gösterebiliriz. Macaristan, Hırvatistan ile olan sınırlarını göçmenlerin geçişini engellemek için kapatmış, Sırbistan ile olan sınırına da sınırında güvenliği artırıcı önlemler almıştır. Slovenya, sınırına ulaşan binlerce mültecinin geçişini engellemek için ordusundan destek almıştır. Bu tarz tedbirler, göçmelerin bu ülkelere ulaşmasını engellememektedir fakat insan kaçakçıları için yeni ve karlı iş alanları oluşturmaktadır. Haberlerde sürekli ülkelerinden güvensiz şekilde çıkmaya çalışırken ölen, Akdeniz’de, Ege Denizi’nde güvensiz botlarla Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken ölen insanları görüyoruz. Göç sırasında cinsel saldırıya uğrayan, kaçakçılar tarafından öldürülen ya da ölüme sürüklenen, çeşitli şekillerde istismara uğrayan göçmenlerin sayısı düşünüldüğünden oldukça yüksek olmakla beraber, göçmenler, gittikleri ülkelerde yaşamlarını kurarken de bir çok sıkıntı ile karşılaşmaktadır. Gelişmiş ülkeler, sığınmacılara mülteci statüsünü verme sürecini uzattıkça, sığınmacıların barınma, iş, eğitim, sağlık gibi hizmetlere erişimi de kısıtlanmaktadır. Ayrıca göçmenlerin ve onların ikinci, üçüncü kuşaklarının yerleşmiş oldukları ülkelerde entegre edilmesi gerekmektedir. Bu entegrasyon politikalarının yokluğu veya etkisizliği, göçmenlere yönelik yabancı düşmanlığına, ırkçı saldırılara sebep olmaktadır.
3. Türkiye’deki göçmenler hangi ülkelerden geliyorlar? Hangi koşullarda yaşıyorlar?
Suriye iç savaşı yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca Suriyeli’nin evini terk etmek zorunda kalmasına neden oldu, ve bu savaşla beraber ortaya çıkan göç hareketi İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en büyük kitle göçüdür. Türkiye ise coğrafi konumu sebebi ile tarihsel olarak bir göç yoludur. Türkiye’de geçici koruma kapsamında olan, yani yasal olarak Türkiye’de ikamet eden Suriyeli mülteci sayısı 3,6 milyona ulaşmıştır. Suriyelileri, sayıları 145.000 civarında olan Afganistanlılar, daha sonra Iraklılar ve İranlılar takip etmektedir. Bir de, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, eski Sovyet ülkelerinden Türkiye’ye çocuk-hasta bakımında çalışmak üzere gelen bir kadın emek göçü oldu. Bu göç akımlarının hepsi kendilerine has sebepleri ve sonuçları ile birer çalışma konusu.
4. Peki Türkiye’deki Suriyelilerin yasal statüsü nedir?
Göçmenlerin haklarını, statüsünü, ülkelerin onlara karşı yükümlülüklerini belirten, Türkiye’nin de taraf olduğu 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne göre “mülteci”, zulümden ve çatışmalardan kaçan, ülkesine dönüş yapamayan veya dönmeye gönüllü olmayan kişileri ifade eder. Bu sözleşmeye göre, sığınmacılar sığındıkları ülkede mülteci statüsüne sahip olabilirler. 1991 yılında Irak’tan gelen sığınmacıların Türkiye’ye iltica etme taleplerinin artması ile 1994 yılında Türkiye Cumhuriyeti, iltica ile ilgili bir yönetmelik kabul etmiş, bu yönetmelikle mültecilik tanımını yalnızca Avrupa’dan gelen sığınmacılar ile sınırlı tutulmuştur. Avrupa dışından gelen sığınmacıların üçüncü bir ülkeye yerleştirilme işlemi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yürütülmekte, bu süre içinde Türkiye Cumhuriyeti, bu kişilere “geçici koruma” sağlamaktadır. 2012 yılındaki bir Başbakanlık Genelgesi ile, Suriyeli sığınmacıların da geçici koruma kapsamında oldukları bildirilmiştir. Nisan 2013’te kabul edilen ve Nisan 2014’te yürürlüğe giren “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” (YUKK)’UN 91. Maddesi, geçici korumanın yasal temelini oluşturmuş, Ekim 2014’te ise geçici korumaya ilişkin bir yönetmelik yayınlanmıştır. Buna göre, geçici koruma kapsamındaki yabancılara Türkiye’deki yasal işlemlerini yürütebilmeleri için bir geçici koruma kimlik belgesi verilmiş, bu kimliğe sahip olan kişilere sağlık, eğitim, sosyal yardım ve hizmetlere erişim imkanı sağlanmıştır. Barınma ise ancak kamplarda sağlanmaktadır, kamp dışında yaşamak isteyenler bu ihtiyaçlarını kendileri karşılamak zorundadırlar. Oysa Suriyelilerin ancak %8 kadarı sınır şehirlerindeki kamplarda barınmakta, diğerleri Türkiye’de çeşitli şehirlerde yaşamaktadır. 2016’nın Şubat ayında yapılan düzenlemeye göre, geçici koruma altındaki kişiler geçici kimlik belgesi düzenlenmesinden 6 ay sonra ikamet ettikleri illerde çalışma izni için başvurmaya hak kazanmaktadırlar. Ancak bu başvuru, işveren tarafından yapılmaktadır ve bir iş yerinde çalışan geçici koruma altındakilerin sayısı, çalıştıkları iş yerindeki işçi sayısının %10’unu geçemez.
5. Suriyeliler Türkiye’de olmaktan memnun mu?
Yapılan çalışmalar, Suriyelilerin az bir kısmının Türkiye’de de Suriye’deki refah seviyelerinde yaşamakta olduğunu (bakkal, restoran, dükkan vs. işletenler gibi), ancak çoğunun sıkıntı içinde olduklarını ortaya koyuyor. Bir çok Suriyeli, Türk vatandaşlarından daha yüksek kiralar verdikleri ve kira kontratı yaptıramadıkları evlerde daha kalabalık nüfuslu bir şekilde yaşamak, sigortasız ve güvencesiz işlerde uzun saatler boyunca çalışmak zorunda. Suriyeli genç kızlar, güvence arayışındaki aileleri tarafından Türkiye’deki erkeklerle başlık parası karşılığında evlendirilmekte, bu şekilde yapılan birçok evlilik ise resmi nikahla gerçekleşmediğinden hem kadınlar, hem de bu evlilikten doğan çocuklar sömürüye açık kalmaktadırlar. Ters taraftan bakıldığında – konutlar Suriyelilere daha yüksek fiyata kiralanabildiği, Suriyeli işçiler ucuza daha uzun süre çalıştıkları, Türkiye’deki evlilikler Suriyeli gelinler yüzünden parçalandığı ya da kumalık ortaya çıktığı için – halkta da Suriyelilere karşı bir tepki var. Benim kendi yaptığım bir çalışmada görüştüğüm bir çok Suriyeli kadın, savaştan kaçıp Türkiye’ye geldikleri için memnundular, kendilerini bu açıdan güvencede hissediyorlardı. Lübnan ya da Ürdün’deki kamplarda yaşanan insan hakları ihlalleri düşünüldüğünde orada olmadıkları için de memnunlardı. Ancak, 7 çocuklu bir kadın katılımcının söylediği hep beni etkilemiştir. Katılımcı, kocasının savaşta yaralandığı için çalışamadığını ve Türkiye’ye geldiklerinde ailenin 16 yaşındaki en büyük oğlu okumak yerine ailesine bakmak için çalışmak zorunda kaldığını anlattı; “savaş sadece benim hayatımı çalmadı, çocuklarımın geleceğini de çaldı”, dedi. Oğlunun burada başka bir insana dönüştüğünü; çok çalışan ve şiddet uygulayan, mutsuz bir insan olduğunu söyledi. Bu yüzden, Dünya Göçmenler Günü’nde göçmenlerin neler yaşadığına dikkat çekmeli, onların da her insan gibi güven içinde yaşama hakları olduğuna ve göçmen-karşıtı söylemlerin yol açabileceği toplumsal sorunlara dikkat çekmeliyiz.

Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE